Mesela Platon için yaşamak, bilginin en yüksek biçimi adını verdiği ‘iyi ideası’ na ulaşmaktı. Çünkü, bütün iyi şeylerin değerlerini bu ideadan aldığını düşünüyordu.
Kinikler için, doğayla uyum içinde erdemli bir yaşam sürmek
yaşamın anlamıydı.
Jeremy Bentham’a göre ise yaşamın anlamı en büyük mutluluk
prensibiydi. Yani herkesi çok mutlu etmekti.
Bu çeşitli fikirlerden sonra şair Cesare Pavese’nin bir sözü kulaklarıma sanki uzaklardan gelen bir şarkı misali çalınıyor;
Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek
bisikletler var, yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır.
Yaşamın ne olduğundan veya olabileceğinden biraz da olsa bahsettim.
Peki sanat ne demek? Neredeyse her devirde insanların
sorguladığı bu sorunun genel çevrede kabul gören bir cevabı var. Sanat, en genel
anlamıyla anlatmak istediği şeyi “biçim vermeyle” gerçekleştirme çabası ve, mükemmel ve ideal güzelliğin
aranmasıdır.
Peki, yaşamak bir sanat mıdır?
Eğer ideal güzelliği arıyorsak veya en basit ifade ile mutluluğu,
o zaman sanattır diyebiliriz belkide. Şöyle düşünmeye çalışalım; anlatmak istediğimiz huzurumuz ise ve biz onu biçim vererek anlatmaya çalışıyorsak, bu sanat olmaz mı? Kısaca Cesare’nin de dediği gibi
huzurumuzu tadına bakılacak güneş batışlarında bulamaz mıyız?
Yaşamın sadece zevk almaktan ibaret olduğunu söylemek ise,
hem şuana kadar yaşamış insanlara bir hakaret olur hem de basit bir biçimde
insan mantığına ters düşer.
Yıllarca acı çeken, hayal kırıklığına uğrayan, umutsuzluğa
düşen, bir savaş içinde yaşayan insanların gözlerinin içine bakın ve hayatın zevk
almaktan ibaret olduğunu söyleyin. Buna cesaret edebilir misiniz?
Yoksa sadece başınızı mı eğersiniz?
Örneğin realist ressamlar, çevrelerindeki üzücü,
sevindirici, düşündürücü olaylara resim ile cevap verirlerdi. Yani sanatı
sadece bir zevk verme veya gördüklerini kağıda dökme - yorumlayarak veya değil -
amacı ile kullanmıyorlardı, tepki de gösteriyorlardı.
Tepki göstermek hayatın büyük bir parçası değil midir zaten. Yada hepimizin içindeki, ergenlik çağının ortasındaki o çocuğa kulak verirsek onun da söyleyeceği gibi: Hayatta bir başkaldırı değil midir bazen. Yalnızca
etrafımızdakilere değil kendimize de. Sıradan bir günde radyoyu açtığınızda, bir
yakarış duyarsınız veya başkaldırış. Belki bir öğrenci sınavlarından dert yanıyordur veya en acısı birini kaybetmiştir o kişi. Bir şiir okursunuz ve hissedersiniz
mısralarında şairin isyanını / acılarını. Çünkü, din olarak, kültür olarak veya aklınıza her türlü çeşitliği getirin o olarak hepimiz duygularda birleşiriz.
Yarına olan endişelerimiz ve geçmişe olan özlemimizin
yanında, nedir zamanı yaşamak? Yada Can Yücel’in değimi ile “Tam Zamanında
Yaşamak” ;
…
Iskalamak istemiyorsan hayatı, at üzerinden hayatın yorgunluğunu. Vakit
zannettiğinden daha az. Haydı kalk bakalım, şimdi yaşamak zamanı.
Şiirler, şarkılar, romanlar,.. hepsi haykırıyor, değil mi?
Zamanı yaşa, anların tadını çıkar diye. Batının deyimi ile “Carpe diem” diyorlar. Coğrafi
olarak bu kadar uzak olmasına rağmen Talha Bora Öge’de aynı şeyi söylüyor,
“…dün gitti, yarın gelmedi, anı yaşa!”
Bütün milletlerin eserleri, kendilerine özel dilleri ve her
insanın kendine has edebi dili ile yüzyıllardır aynı konuları konuşuyor.
Hayatlarımızdan bir parçayı veya hayallerimizi ve hatta belki de mavi pancurlu ev
fantazimizi binlerce farklı eserde görebiliyoruz. Çünkü, sanat aslında insandan
besleniyor.
Yaşam ve sanatı tanımlamaya çalıştıktan sonra aynı soruyu tekrar soruyorum; yaşamak bir sanat mıdır?
Aslında bu 4 kelimelik soru için bütün bu incelemeleri yapıp, farklı insanlardan örnek vermeye çalışmam düzgün bir cevabımın olmadığını da belli ediyor :) Zaten bu matematik gibi formel bilimlerde olduğu gibi kesin,
ispatı yapılabilecek bir konu da değil.
Bütün örnekleri düşünün, yaşadığınız her şeyi, sanat zaten
yaşamın tam kendisi değil midir? Bazen anlaşılmaz - en azından benim modern resimlere olan bakış açım böyle :) - bazen hüzünlü, bazense umut
verici bazense ağladığınızda yanınıza gelip sizi kucaklayan bir dost kadar anlayışlı.
Kısaca yaşam ve sanat ikilisi bazen çok açık, bazense karmakarışık. Yani yaşamın bizzat kendisi gibi.
Zaten çoğu soruya cevap vermek için yanıtları kalıplara koyma ve genel bir yargıya ulaşma çabamız biraz beyhude bir çaba değil mi..
Varsın herkesin farklı bir cevabı olsun, bu cevapları saygı ve sevgiyle konuştuktan sonra farklı cevapların bir önemi yok - yani çoğu konuda.. :)
Allah'a emanet olun, sevgilerle Münzevi :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder