14 Mart 2016 Pazartesi

Hamshireli Jane Austen

Yazıma daha sonra da bahsedeceğime neredeyse emin olduğum bir konu ile başlamak istiyorum: Jane Austen :))
1775'de doğmuş, roman yazmaya 20'li yaşlarda başlamasına rağmen küçük yaşlarda zaten hikayeler yazıyormuş - ağaç yaşken eğilir diye boşuna dememiş büyüklerimiz. Evlilik teklifi almış ama kabul etmemiş - belki de gerçekten aşık olmayı beklemişti - , papaz olan babası sayesinde güzel bir eğitim almıştı - o dönemin kadınlarına kıyasla daha şanslıydı. Yaşlanınca , varlıklı olan abilerinin yanına  Chawtona taşındı ve daha sonra hastalığına çare bulmak umudu ile gittiği Winchester da vefat etti. Bu kısım Austen ile ilgili bilgi sahibi olmamız için önemli ama.. kimdi bu Jane Austen?
Romantik, feminist, bana kalırsa biraz hayalci, tadında realist -aslında zaten realistlik , hayalcilikle kaplı değil midir? Jane Austeni tanıtmak için bu kelimeler yeterli değil. Sizlere bu önemli 18-19. yüzyıl kadınını anlatabilmem için, yazarları anlamakta kullandığımız klasik bir yolu kullanmam gerekiyor.. eserlerine bakmak. Daha sonra tek tek incelemeyi umduğum eserlerine genel bir bakış atmak istiyorum.
Persuasion yani İkna , ana karakterler Miss Anne Elliot ve kaptan Frederick Wentwort. Birbilerini seven ama çoğu Austen romanında olduğu gibi para sorunu ve bireylerin ailelerinin asillik derecesinden - baron'un kızı normal bir adamın oğlu ile evlenemez gibi - dolayı ayrılan bu iki insanın aradan uzun yıllar geçtikten sonra karşılaşmaları ile başlıyor. Anne Elliot pişmanlığını gizlemeye , bizim Frederich hiçbir şey olamamış gibi davranmaya çalışıyor. Sonu nasıl bitiyor, olaylar nasıl gelişiyor şu anda söylemeyeyim ama bence burada Austen'in vermek istediği mesaj , kırgınlıklarımızı bir kenara bırakırsak ne kadar mutlu olabileceğimizle alakalı.
Mansfield Parkı, Miss Fanny Price ve kitap boyunca olayların farkında olamayışını anlayamayacağınız Mr Edmund Bertram. Tatlı Fannymizin küçüklüğünden beri Edmund'a aşık olması ama Edmund'un Fanny'i hep bir arkadaş/kardeş gibi görmesi şeklinde devam eden romanda - bu kadar durağan ve klasik değil tabii ki - Austen'i anlamaya çalışırken farkettiğim bir durum var.. aşık olduğu kişi ile kurduğu arkadaşlık.. Bu durumun izlerini Emma ve Northanger Manastırı romanlarında da görüyoruz. Emma ve Mr Knightley birbirlerinin en iyi dostuydular , aynı zamanda Catherine ve Henry'de tanıştıktan sonra çok iyi arkadaş olmuşlardı - aslında bana kalırsa tanışır tanışmaz, daha sonra uzun uzun onlardan da bahsetmek istiyorum sizlere.
Pride and Prejude'da ise - Gurur ve Ön Yargı, iki insanın birbirini anlamakta yaşadığı sorun - ve bana kalırsa anlamak için hiç çaba göstermeyişleri - yatıyor. Darcy ve Elizabeth'in birbirlerini anlamak  ve birbirlerinin davranışlarını yorumlamak konusunda bu kadar yeteneksiz oluşu - kitap okuyan, kültürlü bireyler olarak tasvir edilmelerine rağmen - aslında karşı cinslerin birbirlerini anlama ve yorumlama konusunda yaşadıkları sorunlara karşı bir eleştiri niteliğinde. Çünkü, Austen'in diğer kitaplarında da yanlış anlaşılmalar - günümüzün tabiri ile aslında iletişim eksikliği de denebilir - yüzünden sorun yaşayan çiftleri ve arkadaşlıkları görmüştük.
Her ne kadar yazımda Austen romanlarındaki çiftlerden ve onların ilişkilerinden bahsetsem de, daha önce de değindiğim gibi Austen romantikliğinin yanında bir feminist - aslında ben eşitlikçi kelimesini tercih ediyorum - ve realistti, bunun yanında ileri görüşlü bir yazardı. Romanlarının ana kahramanı her zaman kitap okuyan ve konuşmasını bilen - yani kendini düşünce ve akıl bakımından geliştirmiş ve geliştirmeye devam eden - kadınlardı. Bu kadınlar toplumda saygın bir yere sahiplerdi - aileleri yeterince soylu (!) olmasa bile, bir birey olarak saygı görürlerdi. Dönemin ünlü İngiliz balolarında dans edebilen, bir müzik aletini çalabilme konusunda başarılı,... demek istediğim bu kadınlar o dönemin kalıplarına göre tam bir hanımefendilerdi. Yani Austen romanlarında bir kadının toplum içimindeki konumu ve algısı konusunda da bize bilgi vermişti - tabii ki eleştirileri ile birlikte.

Ana kahramanlardan hanımefendi diye bahsetsem de, Austen’in hanımefendilik ile ilgili ne düşündüğünü hatırlatmam gerekir - aslında burada da toplumsal bir eleştiri var;
 Kadınlardan yalnızca birer hanımefendi gibi bahsetmenizden, onların aslında rasyonel varlıklar olduğunu anlamamanızdan nefret ediyorum. Hiçbirimiz hayatlarımız boyunca sakin sularda yüzmek istemeyiz.
Kadınların sakin sularda yüzmek istemediğini Gurur ve Ön Yargı’da Elizabeth, Lady Catherine'e karşı verdiği cevaptan - Darcy'nin umutlandığı o güzel bölüm - anlamamış mıydık?

Yazdıklarımı toparlayacak olursam, Austen insan ilişkilerine önem verirdi ve tabii ki bu ilişkilerdeki sevgi unsuruna da. İster anne baba, ister kardeş sevgisi, ister arkadaş, isterse iki aşık. Sevginin her türünde karşılıklı anlayış ve empati olmalıydı. Bu sevgi ve empati unsuları ile toplum ile ilgili görüşlerini harmanladığı yazılarında özgün, nükteli bir dil kullanmıştı.

Benim her kitap okuyuşumdan sonra doğruluğunu biraz daha farkettiğim, Austen'in bir sözü ile yazımı tamamlamak istiyorum;
Eğer bir kitap güzel yazılmışsa onu her zaman kısa bulurum.
Sizce de öyle değil mi? 

Allah'a emanet olun :))
Sevgilerle , Münzevi 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder